[7.3] Ege Çalışkan: "Ego kendinle ilişkinin dışarı yansımasıdır."

Ege Çalışkan, Londra McKinsey’de çalışıyor, hayatı yorumlarken Stoacılık Felsefesi’nden besleniyor. Ege’yle hem profesyonel hayatını, kariyerinde aldığı kararları hem de bireysel olarak hayat görüşünü, olaylara nasıl baktığını / yorumladığını konuştuk. Özellikle “Ego” konusunu ele aldık.

Ege Çalışkan

Ege Çalışkan’le neler konuştuk?

  • NEREDEN GELDİ? NEREDE? NEREYE GİDİYOR?

    Boğaziçi mezunu, The Coca Cola Company’de çalıştı. Şimdi McKinsey Londra’da çalışıyor. Bu duraklarda neler öğrendi, attığı kariyer adımlarını neden attı? Nasıl bir gelecek planlıyor?
  • EGO

    Ego kavramı kavramsal olarak herkesin başka yerde durduğu bir kavram. Hepimiz aynı şeyi anlamıyoruz. Ege Ego’dan ne anlıyor? Ego’yla ilişkisi nasıl? Zaman içerisinde bu ilişkisi nasıl evrildi?

    Ego’yla sağlıklı bir ilişki nasıl kurulur?
  • STEVE JOBS’a KOD YAZDIRMAK

    Ege yazdığı bir başka makalede “Steve Jobs’a Kod Yazdırmak” örneği üzerinden insanların iyi olduğu alanlarda çalışması gerektiği konusunu ele alıyor.

    Her konuda kendimizi geliştirmeli miyiz? Her şeyi yapmaya çalışmalı mıyız? Güçlü yanlarımıza mı odaklanmalıyız?
  • KLASİK SORULARIMIZ

    Üniversitede ders verecek olsaydı ne dersi vermek isterdi?
    Hayatının son 5 senesinde nelere daha fazla hayır demeye başladı?
    En fazla hediye ettiği kitap hangisi ve neden?
    Türkiye’de herkesin akıllı telefonunun arkaplanına istediğin şeyi yazabilecek olsan ne yazardı?  

Ego nedir?

Ego aslında bir bilinçtir. Ego, senin kendinle olan ilişkinin dışarı yansımasıdır. Kendini tanıma kendinle olan bir mücadelededir, bilincinin farkına varmadır.

Ege ile podcast boyunca sık sık sözünü ettiğimiz, benim de severek ve ilham alarak takip ettiğim Ryan Holiday’in “Stillness is the Key” kitabında bahsettiği Michael Jordan’ın ego ve öfke öğelerini barındırdığını düşündüğü videosu:

Micheal Jordan’ın hırsla yaptığı Hall of Fame konuşması

06:29’dan itibaren Micheal Jordan’ın hırslı karakterini çok net gözlemliyoruz. Hala yanıyor.

Ryan Holiday, kitabında “Öfkenizi yenmek” başlığında bu konuyu şu şekilde ele almış:

“Michael Jordan için basketbol, ​​sevdiği ve ona büyük memnuniyet sağlayan  bir sığınaktı. Ancak kazanma ve hakimiyet hırsı, kanaması durdurulamayan ya da sürekli ağrıya neden olan bir tür açık yaraya dönüştürdü.

İstediğin, bu olamaz. Bu olmak, istediğin kişi olamaz.

Bu yüzden öfkeyi dışarı atmayı seçmeliyiz ve onun yerine sevgi, minnettarlık, amaç odağında olmalıyız. Dinginliğimiz, kızgın olmamaya ve farklı yakıtla çalışmayı seçmemize bağlıdır. Kazanmamıza ve üretmemize yardımcı olan, diğer insanlarla ilişkilerimize veya barış şansımıza zarar vermeyen bir yakıt. ”

Kitabın öğretilerini Daily Stoic kanalında kısaca özetlediği yazısına şuradan ulaşabilirsin.

“Egonun yeteneğinin altını boşaltmasına izin verme”

BAŞARI

Ege’nin Harvard Business Türkiye’de yayınlanan makaleden bir kesiti aşağıda paylaşıyorum:

“Herkesin başarı tanımı aslında iş hayatında ve özel hayatında kendine koyduğu hedeflerle direkt olarak bağlantılı. Bu hedefleri koymamızda da en büyük yardımcımız sahip olduğumuz toplumsal miras. Binlerce yıldır gelişen ve evrilen toplum yapısı, yaşamımızın her aşamasında bizleri bazı hedeflere sahip olmak zorunda bırakıyor. Bu hedefler arasından birkaç popüler ve jenerik örnek listelemek gerekirse: İyi notlarla derslerini geç, okulunu bitir, çok para kazan, güzel şeyler al ve giy, iyi bir aile kur, doğru çocuklar yetiştir ve sakin bir emeklilik hayatı yaşa. Ve hatta, bu örnekler çoğu zaman rol model kimliklerle de örtüşüyor. Hedeflerimiz bazen şunlara dönüşüyor: Murat kadar zengin ol, Ali’ninki kadar iyi bir kariyer yap, Serpil gibi bir lider ol ya da Nilgün gibi bir anne ol. Sonuç olarak neredeyse hepimiz, evrensel kabul edilen bazı temel unsurların biraz gerisinde, biraz ilerisinde kendimize referanslar alarak hedeflerimizi belirliyoruz.

Marcus Smith, bu yazının da esin kaynağı olan Egonomics adlı kitabında “The truth is, no one has it all and perfection is an illusion” diyor. Ve aslında tam olarak da bu sözün ardından biraz durmak, düşünmek gerekiyor. Birkaç adım geri gitmek, uzaktan kendimize bir bakmak gerekiyor. Acaba koyduğumuz hedefler, bizim hedeflerimiz mi? Yoksa toplumun koymamızı istediği, herkes tarafından kabul gören X model insana yaklaşmak için bize koydurduğu hedefler mi? Toplumsal dogmalar, tabular olmasaydı hangi hedefleri koyardık? Başarı kavramımızı nasıl tanımlardık? Biraz da olsa konfor alanımızın dışına çıkabilsek, 3 yıl sonra, 5 yıl, 10 yıl sonra kendimizi nerede hayal ederdik? Daha girişimci olabilir miydik? Daha “yıkıcı” düşünebilir miydik? Daha risk alıcı olabilir miydik?”

Makalenin tamamına şuradan ulaşabilirsin.

İnsanlara yetkinlikleri dışında roller ve sorumluluklar vermek ‘çok daha iyisini’ yapabilecekleri alanlara odaklanamamalarına neden oluyor. Ege’nin bu çelişki ile ilgili Harvard Business Review’da yayınlanan makalesinden bir kesit:

Steve Jobs’lara Kod Yazdırmaya Çalışmayın!

Apple Inc. geçtiğimiz günlerde 40. yaşını kutladı. Bu ilham verici şirketin kuruluş hikayesiyle ilgili artık en vasat medya tüketicisi bile yeterli bilgiye sahip. Steve Jobs ve Steve Wozniak tarafından bir evin garajında kurulan Apple Inc.’in hikayesinde aslında bir başka ilham verici ders daha yatıyor. Wozniak kendi web sitesinde yer verdiği bir soru cevap köşesinde Steve Jobs’un hiç kod yazmadığını ve kod yazmayı bilmediğini belirtmiş. Evet, Steve Jobs bir mühendis değildi, kod yazmak da en güçlü yönü değildi. Ancak tasarım, pazarlama ve inovasyon disiplinlerindeki yetkinliği de ortalamanın çok çok üzerindeydi. Bu yüzden de zaten Jobs hiç kod yazmadı. Kod yazmayı öğrenmeye çalışıp, güçlü yönlerini onlar zaten yeterince güçlü diye bir kenara bırakıp köreltmedi. Siz de şirketinizdeki, ekibinizdeki Steve Jobs’lara kod yazdırmaya çalışmayın, bırakın size yeni iPhone’u tasarlasınlar!

Makalenin tamamına şuradan erişebilirsin. 

https://hbrturkiye.com/blog/steve-jobs-a-kod-yazdirmak

DEĞİŞİMİ YÖNETMEK

Üniversitede ders verecek olsan ne vermek isterdin?

London Business School’da almış olduğum ‘Değişimi Yönetmek’ dersini vermek isterdim. Ders, önce bireyin fiziksel ve psikolojik dönüşümünden başlıyor. Ardından eğitimler, kurumsal değişimlere/dönüşümlere doğru gidiyor.

Ege’nin podcast’te duygusal ve rasyonel beyni anlatırken bahsettiği bir fil metaforu vardı. Bu metafor, Haidy tarafından  “Mutluluk Hipotezi” adlı kitabında verilmiştir. Kısa bir kesitini aşağıda paylaşıyorum:

“… iki beyin (rasyonel ve duygusal beyinler) bir fil ve onun sürücüsü gibidir. Sürücü fili belirli bir yöne yönlendirebilir ve çekebilir, ancak nihayetinde fil gitmek istediği yere gidecektir. Sürücü (rasyonel beyniniz) ve fil (duygusal beyin) arasındaki güç dengesi günlük kararlarınızı şekillendirmede büyük bir rol oynar ve genel olarak ikinciye doğru bir eğilim vardır.” 

Bir kararı nasıl rasyonelleştirdiğiniz önemli değildir. Sonuçta fil bir şeyler yapmaya karar verirse, sürücünün onu durdurmak için yapabileceği çok az şey vardır.

Eğer konu dikkatinizi çektiyse içerisinde Kahneman’ın “Hızlı ve Yavaş Düşünmek” kitabından da alıntılar olan “Duygusal Beyniniz, Düşünen Beyninizden Daha Akıllıdır” medium makalesini okuyabilirsiniz.

Sürekli değişim ve dönüşüm içindesin:

Kevin Sneader – Global Managing Partner of McKinsey & Company

ENG: “The pace of change will never be this slow again. That is the world in which we live, and change will get faster, not slower.”

“Değişimin hızı bir daha asla bu kadar yavaş olmayacak. İçinde yaşadığımız dünya budur ve değişim daha yavaş değil, daha hızlı olacaktır.” Kevin Sneader

En fazla hediye ettiği kitap nedir?

Ege Çalışkan’ın herkesin telefonunun arkaplanına koymak istediği söz:

Hayat Kısa
Kuşlar Uçuyor