Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.

Dilersen bu yazıyı dinleyebilirsin:

Kiminle vakit geçiriyorsun? Ve bu kişiler seni nasıl şu anki sen haline getirdi?

Çünkü Jim Rohn’un da dediği gibi, bilin ki;

En fazla vakit geçirdiğin beş kişinin ortalamasısın.

Jim Rohn

Veya Goethe’nin daha önceden (yaklaşık 170 yıl önce) söylediği gibi:

Kiminle takıldığını söyle, sana kime dönüşeceğini söyleyeyim.

Goethe

 Goethe’den de önce Seneca (2000 yıl önce) bir arkadaşına şunları yazmış:

“Yaşam biçimlerini, sözlerini ve karakterini onaylayacağınız birini seçin. Her zaman onu rol modeliniz ve koruyucunuz olarak görün. Benim düşünceme göre, standardı bizim standardımızın çok üzerinde olan ve ölçüt olarak kullanabileceğimiz biri gereklidir. Elinizde böyle bir cetvel olmadan hiçbir zaman düz bir şekilde ilerleyemezsiniz.”

Gerçek şu ki, kendimizi çevrelediğimiz insanlar; neye “iyi” dediğimize, neyi “mümkün” gördüğümüze ve neyin hayalini kurabildiğimize kadar bir çok kritik konu hakkında fikirlerimizi şekillendiriyor.

Üniversitede okul gazetesine girmiştim ve hala o zamanları çok net bir şekilde hatırlıyorum. Birdenbire, orada kendimi benden daha akıllı olan insanlarla çevrili halde buldum. Hiç duymadığım kitaplar ve konseptler hakkında rahatlıkla konuşuyor, nasıl yapacaklarını bilmediğim şeyleri yapıyorlardı. Ve böylece dünya görüşüm genişledi, kendimi iyileştirmek ve kendimi zorlamak için bir üzerimde bir baskı hissettim.

Doğrudan bu insanlardan almadığım şeyleri, bana tavsiye ettikleri kitaplardan ve bana verdikleri görevlerden aldım. Aslında arkadaşlarınızın veya dayanaklarınız hayatta olmaları bile gerekli değil. Yaşıyorlarsa bile, aslında onları tanımak ya da onlarla etkileşim kurmak zorunda değilsiniz- onları uzaktan takip edebilirsiniz. Sizinle aynı dili konuşmaları gerekmiyor. Onların söylediği ya da yaptıkları her şeyi kabul etmenize bile gerek yok. Ancak yine de kendinizi onlarla çevreleyip, onlardan öğrenebilir ve onların varlıklarıyla motive olabilirsiniz. Marcus Aurelius’tan Benjamin Franklin’e, Seneca’ya, Michel de Montaigne’ye, Heraclitus’a, Eleanor Roosevelt’e. Bunların hepsi kendimizi şekillendirmek ve istediğimiz çizgide ilerlemekte kullanabileceğimiz yönlendiriciler.

Şimdi zamanı. Bir analiz yapın. Çevrenizdekilere bakın. Bu olmayı planladığınız kişi mi?

Benim için bu muhasebe hayatım boyunca dalgalı bir hal aldı. Kimlerle zaman geçirdiğim, seçtiğim yolları büyük ölçüde belirledi. Bu bir kerelik bir karar da değil, şu anda birlikte olmak için seçtiğim kişiler, gelecekte olacağım kişi olmamı sağlayabilme veya bu kişi haline gelmeme engel olma şansına sahip.Ve bu yüzden, “Evet” dediğimiz kişiler ve hangi ilişkilere yatırım yapacağımız konularında sürekli zor kararlar vermek zorundayız.

Hayatta herhangi bir yere gitmek istemeyen çocuklarla vakit geçiren bir çocuğun muhtemelen hayatta herhangi bir yere gitmeyeceğini anlıyoruz. Ancak iş yetişkinlere geldiğinde bu algımızı kaybediyoruz. Berbat işlere veya mutsuz yaşam biçimlerine hoşgörüyle yaklaşan diğer yetişkinlerle zaman geçirdiğimizde onlara benzeyeceğimizi göremiyoruz.

Bu sadece bu kadar da değil. Çoğu zaman, Goethe’nin ünlü sözünün ikinci bir yarısı olduğunu unutuyoruz: 

“Zamanınızı nasıl harcadığınızı biliyorsam, o zaman sizin ne hale gelebileceğinizi de biliyorum.”

Goethe

Facebook’unuza bakın. Bu, yalnızca sana göstermek istediğini gösteren acımasız, sosyopatik bir şirket tarafından yaratılan ve sadece sizi sitede daha uzun süre tutacak şeyler gösteren bir algoritma. Okuduğunuz, izlediğiniz içeriklere bir bakın; size duymanız gereken şeyi söylemiyorlar, size en çok tıklama alacaklarını düşündükleri şeyleri gösteriyorlar. Telefonunuzda oynadığınız oyunlara ve hayatınızdan neler aldıklarına, içine girdiğiniz anlamsız tartışmalara bakın.

Bütün bunlar farkında olun ya da olmayın sizi etkiliyor; kararlarınızı şekillendiriyor.

Siz kendine yeni bir bakış açısı sağlayacak kitaplar okuyan, kendini fiziksel, zihinsel ve ruhsal açıdan zorlayıp geliştiren, hobileri olan, kendinden daha iyi, daha cömert, daha fazla kabul edici ve hoşgörülü kişilerle vakit geçiren insanları düşünün.

Aslında bu iki şeyin kombinasyonu:

  1. Tanıdığınız kişiler
  2. Yaptığınız işler

Bu iki şey hayatınızı kim haline geleceğiniz konusunda herhangi başka bir faktörden daha fazla etkiler. Çünkü yaptığınız şeyler, birlikte olacağınız insanları belirler ve etrafınızdaki insanlar da yaptıklarınızı etkiler.

Alışkanlıklarınızı düşünün, tükettiğiniz şeyleri düşünün.

Arkadaşlarınızı düşünün: Onlar size ilham veriyor mu, sizi destekliyor mu yoksa sizi aşağıya mı çekiyor?

Networking hakkında birçok öneri, başarmakla alakalı gibi görünüyor. Bu asıl noktayı görmemize engel oluyor. Gerçekten, bir network kim olduğunuz ve kim olmak istediğiniz etrafında bir grup oluşturmakla ilgilidir. Aynı zamanda sizin buna neler kattığınızla da etkili. Savaşçı Frank Shamrock, hepimizin “+, -, =” işaretlerine ihtiyacımız olduğunu söylüyor:

“Her savaşçı, mükemmel olabilmesi için kendisinden bir şeyler öğrenebilecekleri kendinden daha iyi, daha başarılı bir savaşçıya, kendisinden daha zayıf olan ve onu eğitebileceği birine ve son olarak kendisine denk olup ona karşı meydan okuyabileceği birine sahip olmalı.“

Kitaplar alman için orada bekliyor. Doğru insanlar var- sadece bir e-posta, telefon görüşmesi veya bir buluşma uzakta. Yazma, okuma, iş birliği yapma, yatırım yapma gibi doğru aktiviteler de orada. Bütün kötü etkiler kadar erişilebilir durumdalar. Her şey kadar çok miktarda.

Bütün bunlarla yapmaya karar verdiğiniz şey size kalmış. Akıllıca seçim yapın, çünkü bu seçimleriniz kim olduğunuzu belirleyecek.

Bu yazı hayranlıkla takip ettiğim Ryan Holiday’in Thought Catalog’da paylaştığı “Tell Me Who You Spend Time With, And I Will Tell You Who You Are” başlıklı yazısından çevirilmiştir.